İslamcı kimliği ve düşünce yapısıyla Türk edebiyatına yeni bir perspektif kazandıran şair Necip Fazıl Kısakürek, İslamcı edebiyatın önde gelen temsilcilerinden biridir. Hemen hemen herkesin bildiği “Beklenen” şiirinin efsanevi hikayesi, şiirin kime ve ne zaman yazıldığını kesin olarak ortaya koymasa da anlatılan öykü edebiyat çevrelerinde geniş yer bulmuştur. Bu yazıda, popüler anlatıya göre şiirin yazılış sürecini ve hitap ettiği kişiyi ele alacağım.
Necip Fazıl, Ankara’da talebe iken bir voleybol maçına gider. Maç sırasında, “o güzel kız” olarak betimlediği ve dikkatini çeken bir kıza rastlar. Tanışmasının ardından, ona duyduğu derin çekimi ve aşkı ifade etme isteğiyle ilham bulan şair, duygularını kelimelere dökmek amacıyla ilk dörtlüğünü kaleme alır ve kıza sunar:
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Kız, şiiri büyük bir beğeniyle karşılasa da kalbinde halihazırda başka birine yönelik bir çekim bulunduğu için Necip Fazıl’ın aşkını açıkça kabul etmez. Bu durum, duyguları kırmadan umut verme veya kırmama çabasıyla değerlendirilebilir; ancak red, şairin ruh dünyasında derin izler bırakır ve o da duygusal çöküşünü gizlemeye çalışır.
Aradan 22 yıl geçtikten sonra, kader yeniden devreye girer. Geçmişin anıları ve zamana dirençli duyguların etkisiyle, kız beklenmedik bir şekilde Necip Fazıl’ın kapısını çalar; “Artık beraber olabiliriz” diyerek yeniden bir araya gelme teklifinde bulunur. Bu karşılaşmanın etkisi altında kalan Necip Fazıl, ikinci dörtlüğünü yazarak kalbinde biriken duyguları ifade eder:
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Bu iki aşamalı şiir hikayesi, Necip Fazıl’ın gençlik yıllarında yaşadığı duygusal çalkantıyı ve zamanın getirdiği değişimi sembolize eder. Efsaneye göre, o gün şair hem aşkını hem de ruhunun bir parçalarını o karşılaşmada bırakmış olur.

Yorum bırakın